Boşuna Bir Cinayet
Boşuna Bir Cinayet…
Kadir günlerden beri öylece sessiz sedasız oturup duruyordu kahvede… Sabah erkenden geliyor, hava kararıp da güneş dağların ardında kaybolunca o da bir gölge gibi çekip gidiyordu evine… Tüm gün hep aynı yerde ve neredeyse hiç kimseyle konuşmadan oturuyordu… Denize, denizdeki teknelere bakıp duruyordu… Ne düşünür ne hisseder kimsecikler bilmiyordu. Sadece çocukluk arkadaşı Ahmet’le bir iki kelime ediyordu… Diğer köylülerin sorularına yok bir şey, ne olsun diye cevaplar vererek kesiyordu konuşmayı… Ahmet seziyordu birşeyler ama o da tam olarak bilmiyordu neler olup bittiğini… Bir akşam güneş batıp da Kadir evine doğru deniz kıyısında yavaş yavaş yürürken yanına geldi… Neredeyse fısıltıyla, Kadir bana da mı anlatmayacaksın neyin olduğunu? Bir derdin var, var ama bana bile güvenmiyorsun anlatmıyorsun diye hayıflandı…
Kadir, “pekala biliyorsun neyim olduğunu, ama ille de benden duymak istiyorsan anlatayım. Zaten birilerine anlatmazsam patlayacağım” diyerek başladı. Bu esnada, derme çatma bir iskelenin önüne kadar gelmişlerdi. Kadir az ötede tek başına bağlı duran katamaranı göstererek, işte bütün derdim dedi…
Ahmet hiçbir şey anlamamıştı.. Ne oldu ki diye sordu…
Yahu daha ne olacak dedi. Bu o tekne. Ahmet daha da bir meraklanarak sordu hangi tekne diye…
İki sene oluyor dedi Kadir belki de unuttun. Askere gitmemiştik daha…Hani bir Zehra vardı. Çok seviyordum onu… Ama bir türlü ona bunu söyleyemiyordum. Tam söylemeyi düşünürken de benim askerlik işim çıktı da ayrılıverdiydik ya köyden..
Ahmet merakla baktı Kadir’e anlatmasını sürdürsün diye…
Askerden dönünce evlenmeyi planlıyordum onunla.. İzne bile gelmedim bir an evvel bitireyim de döneyim diye… İki yıl sonra geri döndüğümde Zehra’yı göremedim. Anneme sordum. Bırak canım onu dedi.. Hayırsız çıktı o… Nasıl yani anne dedim… Ah oğlum dedi, ben de hissediyordum senin onu beğendiğini, o da seni beğenirmiş gibi görünüyordu. Sen gittikten sonra köye bir İngiliz geldi. Teknesiyle. Katamaran mıymış neymiş… O iskeleye demirledi. Burada yaşamaya başladı adam… Her yaz teknesiyle ve de başka İngilizlerle gidiyor sonra yine onlarla beraber dönüyordu… Teknesindeki işleri yapacak birini aradığını söylediler… Zehra da evlerine katkı olur, hem de İngilizce öğrenirim umuduyla orada işe başladı… Sonra olan oldu işte…
Ahmet, “bazı laflar duymuştum ben de” dedi…
Evet diye devam etti Kadir. Sonra tekneye gelen bir İngilizle  evlenip onunla İngiltere’ye gitmiş…
Vay canına dedi Ahmet şaşkın…  Yahu kanka dedi, olmuş bitmiş, kendini böyle harap edeceğine unut onu geleceğine bak. Sana kız mı yok. Yapma böyle…
Bu sırada Kadir’in evine gelmişlerdi… Kadir hiçbir şey söylemeden ayrıldı… Tüm gece düşündü ve sonunda günlerdir yaptığı intikam planını tek arkadaşına açmaya karar verdi. Ertesi gün yine her zamanki gibi kahveye gidip arkadaşının gelmesini bekledi. Biraz daha iyi gibiydi… Ahmet gelince fısıltıyla ona açıldı… Ahmet önceleri her ne kadar Kadiri vazgeçirmeye çalıştıysa da, sonunda arkadaşının planına razı oldu.
Bu iş için en uygun zamanı beklemeye başladılar…
Bu arada teknenin sahibi geldi. Bir kaç günlük bir yolculuktan sonra dönüp kahvenin tam karşısındaki şamandıraya bağlandı… Kenardaki restoranların, kahvelerin ışıkları yaz gecelerine ayrı bir güzellik katıyordu… Cıvıl cıvıl oluyordu yazları buralar… Ahmet Kadir’in planını istemeye istemeye onaylamıştı. Aslında onun da sevmediği şeyler vardı yabancılarda. Buralara tekneleriyle gelip hava atmalarına ifrit oluyordu. Bu bir yana bir de pazarlık ediyorlardı alacakları üç beş kuruşluk şeyler için… Kendisinin öyle bir teknesi olsaydı hiç böyle şeyler için pazarlık yapar mıydı? Açardı cüzdanının ağzını keyfine bakardı, hem bura insanları da ondan sebeplenirdi fena mı? Kadir’in yapmak istediği şey biraz tehlikeliydi ama, o kankasıydı. Askerlikten geçmiş adam böyle şeyleri iyi bilirdi. Orada öğrendiklerinin, yaşadıklarının yanında bu yapacakları şey çocuk oyuncağıydı.
Balıkçı Hasan’a gidip kendisiyle balığa çıkıp çıkamayacaklarını sordular. Balıkçı Hasan yalnız yaşayan denizi iyi tanıyan, ne zaman ağ atılır, ne zaman hangi balık avlanır iyi bilen biriydi. Ve geçimini bu işten sağlardı. Onların yardım isteklerini seve seve kabul etti. Belki benden bir şeyler öğrenir, denizden ekmeklerini kazanırlar umuduyla…
Akşam gün batarken attıkları ağları bütün gece denizde bırakıyor ve sabahları gün doğmadan, yengeçler ağlara gelmeden almaya gidiyorlardı… Her şey normal akışında gibiydi… Bir gece ağları attıktan ve Balıkçı Hasan evine gittikten sonra, marketten aldıkları biralarıyla sahil kıyısına gelip oturdular. Konuşmuyorlardı. Sessizce içiyorlardı. Sessizlikleri sanki öfkelerini artırıyordu… Son biralarını da içtikten sonra birbirlerine ve sonra da içinden müzik sesleri gelen katamarana baktılar… Sandala atladıkları gibi küreklere asıldılar. Zaman şimdiydi ve şimdi yapılmalıydı. Teknenin yanına ulaştıklarında kalpleri hızla atıyordu… Kimse görmemişti onları. Ahmet küreğe geçtiği zaman Kadir sandala sakladığı siyah zifti alarak kapağını açtı ve bembeyaz teknenin bordasından aşırıp üstüne doğru döktü… İçerdekiler hiçbir şeyin farkına varmamışlardı, müziğin sesinin yüksekliği işlerine yaramıştı…
Ahmet sandalı çevirip geriye doğru götürmeye başladığında ikisi de epey rahatlamıştı. Boya kutusunu da denize atmıştı Kadir… Fısıltıyla bu daha başlangıç dedi kendi kendine.  Ahmet her ne kadar duymamış gibi davransa da bir şeyler onu rahatsız etti.
Kimse konuşmadı. Sandalı sessizce her zamanki yerine bağlayarak ayrıldılar.
Kadir o gece uzun zamandan beri ilk kez kendini hafiflemiş hissetti. Ahmet’in gecesiyse korkunç kabuslarla doluydu.
Sonraki günlerde, en küçük olayların bile konuşulduğu köyde, bu konu da epeyce konuşuldu, herkes kendince bir neden bulmaya çalıştı bu saldırıya. Şüphesiz en çok şaşıran teknenin sahibi oldu… En sonunda da bunu, yabancı düşmanlığına bağladı kendi ülkesinde edindiği bilinçaltı bir düşünceyle…
Kadir intikamını almış olmanın gönül rahatlığıyla yaşamaya, yemeye içmeye başladı. Balıkçı Hasan’ın yanında çalışmaya devam etti… Bu konu açıldığı zaman bir yorum yapmamakla birlikte gizli bir iş yapmış bir çocuğun gülümsemesini takınması onda bir kahraman havası yaratıyordu. O intikamını almıştı işte.
Kadir’in hayatında her şey iyiye gidiyordu. Hatta annesi ona, onun da birkaç kez gördüğü ve beğendiği komşu kızından laf açmış ağzını yoklamıştı bile…
Ahmet ise o geceden sonra yaptığı suç ortaklığının altında daha bir ezilir olmuş, bu durumdan kimseye bahsedemediği için de Kadir’in bu olaydan önceki haline dönmüştü.. O bir suçluydu ve hiç ilgisi olmayan bir olaya bulaşmıştı. Üstüne üstlük Kadir ona rastladığında onu önemsiyor görünmüyor, yokmuş gibi davranıyordu. Bu olay açığa çıktığında suçu onun üzerine atıp bal gibi kendini kurtarabilirdi… Daha neler neler düşünüyordu Ahmet, tüm düşünceleri böyleydi ve günden güne de karamsarlaşıyor, içi bulanıyordu… Düşlerinde kendini elleri kelepçeli görüyor, ben suçsuzum diye haykırıyor ama yine de gidiyordu jandarmaların arasında…
Aradan epey bir zaman geçmiş, köyde yaşam yeniden eski haline dönmüştü. Ahmet bir akşam düğün hazırlıkları yapan arkadaşı Kadir’in evine uğradı. Şans eseri Kadir evdeydi. Onu dışarıya çağırdı. Hayretle sordu Kadir’e, oğlum nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun biz yanlış bir şey yaptık. Ya yakalanırsak, duyduğuma göre soruşturma hala sürüyormuş dedi. Kadir’se amma abarttın ha. Ne korkak adammışsın. Oğlum unut artık bunu tamam mı, bu kadar korkak olduğunu bileydim seni hiç almazdım yanıma, diyerek öfkeyle sigarasının izmaritini yere atıp eve girdi
Sonraki günlerde bu konu kafasını zorlamaya başlamıştı iyice. Keşke yalnız yapsaydım bu işi diye kendi kendine hayıflandı durdu Kadir… Yaptıklarında hiç de kötü bir yan yoktu oysa. Adamın ne teknesini batırmışlar ne de canına kıymışlardı… Sadece biraz zift sıvamışlardı o kadar…
Uykuları yeniden kabuslarla bölünmeye başladı. Ahmet gidip onu şikayet ediyor, kendisinin bu işe zorlandığını masum olduğunu söylüyordu. Jandarmalar geliyor ve ellerini kelepçeliyor, onu hapse götürüyorlardı.  Ve orada tek başına olduğunu görüyordu ki, buna katlanamıyordu…
Günler günleri kovaladı, bu olumsuz düşünceler geceden geceye karardı. Öyle ki kafasında artık başka bambaşka bir kurtuluş düşüncesi ışıldamaya başlamıştı…
Planını uygulamak için hiç acele etmedi Kadir. Yaz geçti, sonra sonbahar geldi. Ahmet’le yeniden dost oldu, birlikte balıkçı Hasan’la balığa çıkmaya başladılar.
Ahmet mutluydu. Nihayet her şeyin bittiğine seviniyor, arkadaşının yeniden normale dönmesinde kendine de bir pay çıkarıp mutlu oluyordu…
Soğuk, fırtınalı bir günün akşamında yine deniz kıyısındaki banka oturmuşlar, denizin üzerinde oluşan dalgaları  seyrediyorlardı… Gün geceye döndüğünde de sadece ikisinin sigaralarının ateşleri bir görünüp bir kayboluyordu… Kadir arkadaşına var mısın açılalım biraz, yoksa korkar mısın diye takıldı… Ahmet, korkmadığını ama havanın biraz soğuk olduğunu söyledi. Ancak küçük düşmeyi göze alamadığından, az sonra konuşmadan kalkıp sandala doğru ilerledi…
Yavaş yavaş çekti kürekleri Kadir, hiç konuşmuyordu. Kıyıdan epey açıldıklarında küçük bir hareketle sandalı ters çevirdi, sonra ustalıkla yeniden düzeltti. Ahmet daha ne olduğunu anlamadan Kadir sandalı geri çevirip hızla kürek çekmeye başladı…
Her şeyi tüm ayrıntılarına kadar hesaplamıştı. Suyun soğukluğunu, Ahmet’in ne kadar zaman yüzebileceğini, aldığı alkolün etkisini, geceyi, bağırsa da sesini kimselere duyuramayacağını her şeyi…
Kıyıya gelip sandalını bağladı ve Balıkçı Hasan’ın evine koştu… Ona Ahmet’le denize açıldıklarını sonra bir dalganın sandalı ters çevirdiğini Ahmet’i kurtarmaya çalıştıysa da bunu başaramadığını anlattı gözyaşları arasında. Hemen Sahil Güvenlik arandı, jandarma geldi, Ahmet’i arama çalışmalarına başlandı. Ancak Kadir’in planı işe yaramıştı. Gözyaşları arasında herkese aynı hikayeyi anlatıyor hatta girdiği şoktan dolayı konuşamıyormuş gibi yapıyordu…
Ertesi sabah Kadir’in şişmiş cesedini sudan çıkardıklarında çok rahatladı… Cenazede baygınlık geçirdi. Bir kaç hafta askerden geldiği ilk zamanlardaki gibi bir hale büründü ama, artık her şey bitmişti… Onun canını sıkabilecek tek tanık da böylece ortadan kaldırılmıştı…

 

Yorum Yapın

Your email address will not be published.