KATAMARAN MAYA (1. Bölüm)

Değerli deniz severler, 2012 yılında almış olduğum Lagoon 400 teknemin Türkiye’ye transferi hikayesini birkaç bölüm halinde sizlerle paylaşacağım. Benim için ilk olan bu uzun deniz yolculuğundan çok bilgi edindim, gitmeden önce 6 ay kadar konu ile ilgili çalıştım, yazılar okudum, navigasyon çalışmaları yaptım, seyir planımı tamamladım, sonrasında transfer günü gelip çattı ve hikayemiz böylece başladı. Okyanus nedir, gelgit nasıl planlanır, gelgit bölgelerinde marina nasıl seçilir, hava durumuna göre nasıl seyir planı yapılır, gece seyri, yelken kullanımı, seyirde balık avı gibi birçok detay barındıran seyir notlarımı umuyorum sizler de keyifle okursunuz.

 

Yapılan hatalar, alınan doğru kararlar, arkadaşlık ilişkileri notlarım içinde yer alıyor. Sorularınız, yorumlarınız için yukarıdaki e posta adresimden doğrudan iletişim kurabilirsiniz.

 

BU BÖLÜM SEYRE ÇIKMADAN ÖNCEKİ HAZIRLIKLARI ANLATIYOR (5-7 TEMMUZ 2012)

KAPTANIN SEYİR GÜNLÜĞÜ

2012 Ocak ayından bu yana yaptığımız hazırlıklar uçuş günü gelince artık son bulmuş oldu. Bu seyrin planlanması için biraz daha günümüz olsa, eminim yapılacak binlerce iş yaratırdım kendime. Artık elde biriken ne varsa o kadarı ile yetinmek zorundayız. En azından rota çalışmaları, nöbet listeleri, rotaların kağıt haritalara işlenmesi, tekne için alınacak malzemeler listesi, tekne teslim alınırken gerekecek kontrol listesi, yiyecek-içecek alışveriş listeleri, çanta ile götürüleceklerin listeleri gibi çalışmalar bitmiş durumdaydı.

 

Yapılan birçok görüşme sonunda bu seyir için geleceği kesinleşen arkadaşlarım şöyle oldu. Çocukluk arkadaşım Levent Gürbüzer; ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu arkadaşım ile tanışıklığım 1974 yılına adar gider. O yıllarda Levent’in sandalı ile balık avlama dahil paylaştığımız epey deniz maceramız vardır.

 

Cem Kalyoncu; kendisi ile tanışıklığım 2004 yılları civarında olmuştur. Tekne sahibi olana kadar katamaran kiralayarak deniz tecrübemizin önemli bir kısmını “herif turu” başlıklı gezilerimizde birlikte edindik.

 

Yüce Erim; kendisi ile 1971 yılından beri Ankara Kolejinden başlayıp, ODTÜ yıllarının sonuna kadar aynı sıraların tozunu yutmuşuz, ancak yakın dostluğumuzun 2011 yılında başladığını söyleyebilirim. Yüce deniz tecrübesini katılmış olduğu yelken kursları ve tekne kiralayarak sağlamıştır.

 

Dr. Pamir Payzanoğlu; kendisi ile bacanak oluyoruz ki tanışıklığım bu durumda eş durumundan olduğu halde, sonradan dostluğumuz bu durumun önüne geçmiştir. Kendisine ait yelkenli teknesi vardır ve yelken konusunda oldukça iyi teknik bilgiye sahiptir. Bir de tabii ki ben, İhsan Erkın Özkan, teknenin sahibi olmamdan dolayı teknenin kaptanlığı benden soruluyor olacak.

 

Benim deniz tecrübem ise 1994 yılında sahibi olduğum 8m boyundaki el yapımı bir fiber tekne ile başlamıştır. Her türlü hatayı en az bir kez yaparak öğrenmeye başladım denizle ilgili bilgileri. Sonrasında 10 yıl kadar süre ile dostların yelkenli teknelerinde lisanslı yelken sporu ile uğraştım. Görevim ön yelken ayarları ve vinç çevirmekti. Birkaç küçük denemem olduysa da diğer bölümlere terfi etme şansı bulamadım pek. Omuzumda oluşan donuk omuz rahatsızlığından bir yıl kadar fizik tedavi ile kurtuldumsa da yarışlara tekrar dönmeyi tercih etmedim. İki yıl kadar DAKSAR’da bot kaptanı olarak görev yaptım ve denizde arama ve kurtarma bilgileri öğrendim. Tekne ile ilgili problemlere çare olmak amacı ile edindiğim iki yıldız dalgıç brövem de var. Hobi olarak balık tutmayı seviyor ve yapmaya çalışıyorum. Bundan sonra amacım denizlerde uzun yol yapmak, balık tutmak, dalış gibi hobilerle uğraşmaktır. Bu girişten sonra tarih sırası ile seyir notlarım aşağıda yer alıyor. Tüm ekip üyelerine bana verdikleri desteklerden dolayı çok teşekkür ediyorum.

 

5 TEMMUZ PERŞEMBE  İSTANBUL – LES SABLES D’OLONNE/FRANSA

İstanbul’dan Paris’e uçağımız 07.35’te idi, bu nedenle tüm ekip anlaştık ve sabah 05.00’te hava alanında buluşma kararı aldık. Eşim Gülgün büyük fedakarlıklar ile sabahın kör vaktinde kalkarak beni araba ile saat 04.45 civarında hava alanına bıraktı. Uçak biletlerimizi Cem arkadaşım satın almıştı. Birçok kereler uçuş ile ilgili konuşmuş olmamıza rağmen, hangi hava limanından uçacağımızı konuşmamış olacağız ki, ben uçuş için Sabiha Gökçen Hava alanına yönlendim, ne yazık ki uçağımız Atatürk Havaalanından kalkacakmış. Levent’in erken geleceğini bildiğimden hemen onu aradım. Yanlış havalimanında olduğumu anladıktan hemen sonra bir taksiye atladığım gibi 45 dakika içinde Atatürk havalimanına yetiştim. Bu uçak daha geç bir saatte olsa İstanbul gibi bir metropolde, uçağın yakalanma şansı olamazdı. Gereken işlemlerin yapılıp valizlerin tesliminden sonra hala 40 dakika kadar daha oyalanacak zamanımız kalmıştı.

 

Cem biletlerimizi “Business Class” olarak almıştı, yiyerek ve içerek gideceğimizi konuşmuştuk. Yemek kısmı tamam da sabahın 07.00’sinde nasıl içeceğimiz konusunu aklım bir türlü almıyordu. Kuvvetli bir kahvaltı sonrası konuyu biraz öğrendim. Cem şampanya talep etti ben de kendisini taklit ettim. Fena gitmedi aslında. Böylece kahvaltıda şampanyanın içilebileceğini öğrenmiş oldum. Uçağın ön bölümü oldukça rahatmış ama 3 saatlik uçuşta uyuma fırsatımız olamadı, seyir planları ile ilgili konuşacak ne çok konu varmış. Fransa Charles De Gaulle hava alanına inişten sonra Paris’te hava limanının o kadar da yoğun olmadığını gördüm. Bence İstanbul bu konuda gerçekten uçmuş, gerçekten çok kalabalık olmuş, hareketine yetişmek mümkün değil.

 

 

Uzun bir bekleyişten sonra “Europcar”ın büyük olduğunu iddia ettiği Renault Scenic arabamıza kavuştuk ve Les Sables’e doğru yola çıktık. Paris’ten kurtulana kadar 1,5 saat trafikte debelendik. Yolda İstanbul’dan gelen bir arkadaşımın başıma açmış olduğu tatsız bir haber yüzünden işi telefonla denetim altına alana kadar GSM şebekemden almış olduğum yurtdışı görüşme haklarımın yarısını bitirdim sanıyorum. Otoyola çıkınca işler rahatladı ve akşamüzeri hedefimize vardık ve okyanus kıyısında yer alan otelimize yerleştik. Ne yazık ki odalar otelin arka yüzüne bakıyordu. Bu konuya çok takılmanın anlamı yok çünkü 30-45 gün denizden başka bir şey hayatımızda olamayacak zaten. Otel’e yerleştikten sonra Les Sables’i tanımak ve akşam yemeği yemek üzere tura çıktık.

 

 

 

Araba ile merkeze gidip, arabayı park ettikten sonra liman civarında yürüyüşümüzü yaptık. Tekneler hemen hemen yol ile aynı seviyede idi. Le Dauphin isimli bir restoranı gözümüze kestirdik, fakat menülerinin Fransızca olması yüzünden uzun süre sipariş veremedik. Yan masaya gelen yemekten sipariş ettik. Deniz ürünlerinden oluşan güvece benzer bir kap içinde sunuluyor. Yanında iki büyük karaf ev şarabı içildi. Kaptan olarak seyir sırasında içki içilmeyecek kuralı koymuştum, sanıyorum karadayken gereğinden fazla içilmesine sebep oldu bu kural.

 

 

 

 

Yemek sonrası hepimizin gözleri büyüdü, gelgit nedeni ile restorana gelirken görmüş olduğumuz barınakta yol hizasında olan teknelerin sadece direklerinin üstleri görünür olmuştu. Yaklaşık 6m olan bu değişiklik hepimiz şaşırttı. Seyir sırasında bu konuya düşündüğümüzden daha fazla önem vermemiz gerektiği anlaşıldı.

 

 

Otel civarına döndüğümüzde ise aklımız bir kez daha karıştı. Yola sıfır olan deniz orada yoktu, sahil 200m kadar ileride görünüyor, dalgalar uzağa gitmiş ve deniz tabanı açığa çıkmıştı. Hemen sahile inip yeni deniz kıyısına fazla yaklaşmadan biraz yürüdük. Hava karardığı için okyanus dalgalarının sesi insanı ürkütüyordu.  Aslında adım kadar eminim ki tüm arkadaşlarımın aklında yakında çıkacağımız okyanusun tedirginliği vardı. Rüzgar, dalga, sonsuzluk hissi, her şey öylesine dev gibi ki, bunların yanında insan kendisini yetersiz hissediyor.

 

 

Ankara’dan kuvvetli bir meteorolojik desteğimiz var, kendisinden söz etmeden geçmem haksızlık olur. Sanıyorum kendisi de bizimle bu seyahati ruhen yapıyor. Harita üzerinde, uydu gözlemlerinde, hava durumu değerlendirmelerinde kendisi ile sürekli haberleşme halindeyiz. Cemal Saydam Hocamız çöl tozlarının meteorolojik incelenmesi ve birçok konuda çalışmalar yürüttüğü Ankara Hacettepe üniversitesinde görev yapıyor. Cemal Hocam bu seyirde bize destek veriyor. Sayesinde daha kolay karar alıp daha güvenle seyir planı yapıyoruz. Ben ve ekip arkadaşlarım meteorolojik yer desteğimiz için Hocamıza binlerce teşekkür ediyoruz.

 

Ailelerimiz ve arkadaşlarımızdan oluşan bir gruba da internet bulabildiğimiz yerlerden toplu e posta göndererek durumumuzdan haberdar olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. İnternet, banka işlemleri, telefon görüşmeleri, günlük ofis çalışmaları hayatımıza öyle bir egemen olmuş ki, düzenin değişip hepsinden mahrum 2-3 gün geçiriyor olmak geride bıraktığımız tüm işlerin karışmasına neden oluyor. Yine de pes etmek yok, işler bekleyebilir ancak bu seyir hayatta bir, belki de iki kez yapılabilir.

 

Otele ulaşmamızla uyumam arasında sanıyorum dakikalar var, zaten yarın yoğun bir gün olacak.

 

Teknenin teslim alınması başlı başına uzun bir süreç, deneme seyri, eksiklerin tespiti, birçok problem çözülmek için bizi bekliyor olacak.

 

6 TEMMUZ CUMA LES SABLES D’OLONNE/FRANSA

Sabah 9.00’da tekne teslimi için Sailing Atlantic Services şirketine gidileceğinden öncesinde kahvaltı etmek istedik. Fransız arkadaşlar sabahları yiyecek yerleri de dahil dükkanlarını açmıyorlar. Tam aç kaldık galiba derken Yüce, sandviçler ve içeceklerin satıldığı bir yer buldu. Hızlı bir şekilde sandviçler yendi, bir şeyler içildi ve hemen Sailing Atlantic Services adlı şirkete gidilerek Jean Christophe Dupre bulundu. Kendisi bizi beklemekteymiş. Ön konuşmaları takiben Cumartesi ve Pazar şirketin kapalı olacağını öğrendik. Bu hiç aklıma gelmemişti, demek ki aksaklık olmaması için Fransa’ya hafta başında gelmek daha doğru olacakmış. Bana göre Cuma-Cumartesi iki günde tekne teslim alır ve alışverişleri bitirir Pazar günü de yola çıkardık. Plan bir anda karıştı, en azından şirket ile ilişkimizi akşama kadar kesmek zorundaydık. Moral bozmak yok, çalışır yetişiriz plana. Jean ile tekneye gidildi, tombul kız Maya ile tanışıldı.

 

Teknenin adı Maya, evde eşim Gülgün, iki kızım Duru Gün ve Defne ile yapılan çalışmalar sonucunda karara bağlanmıştı. Logosu Tuncay Özgenç arkadaşım tarafından tasarlanmış, üretilmiş ve günü geldiğinde yerine yapıştırılmak üzere tarafıma teslim edilmişti.

 

 

 

Jean yelken seyri isteyip istemediğimizi sordu, istediğimizi söyleyince 1 saate kadar arkadaşlarının gelerek yardımcı olacağını söyledi. Birkaç sorumuza üstünkörü cevap verdikten sonra Yaklaşık 15-20 dakika içinde Jean tekneden gitti. Teknede kendi başımıza kaldık. Herhalde gelecek arkadaşlar tekneyi bize tanıtacaklardır diye düşünerek önceden hazırlamış olduğumuz liste üzerinden teknede eksik olup olmadığını incelemeye koyulduk. Bu işin ortasında iki Fransız kaptan gelerek seyir hazırlıkları yapmaya başladılar. Biz de toplandık ve ilk seyrimize çıktık. Okyanus’a ilk açılmamız bu şekilde oldu. Fazla uzağa gitmeden tüm yelkenler açıldı, gerekli kontroller yapıldı ve bir saat içinde hızlıca dönüş yoluna koyulduk. Gelen arkadaşlardan bir bilgi kırıntısı bile alma şansımız yoktu maalesef. Arkadaşlar Fransızcadan başka bir dil bilmiyorlardı. Bizim de Fransızcamız olmayınca tarzanca birkaç denemeden sonra bu çabanın yararsız olduğu ortaya çıktı. Teknenin tanınması ve eksiklerin belirlenmesi işi bize kalmıştı. Okyanus geçecek, tüm Akdeniz’i boydan boya kat edecek bir teknenin yeni bile olsa çok daha fazla ilgiye muhtaç olduğu bir gerçek.

 

 

 

Öğlen bir şeyler yemek için bir restorana oturduk, yemeğimizi beklerken 38ft Lagoon teslim almaya gelmiş Haldun isimli Türk arkadaşımızla karşılaştık. Türk dayanışması sonucunda edindiğimiz bilgi ile tanesi 20 Euro’dan satın almak zorunda olduğumuz yedek yakıt bidonlarını, geri dönüşüm deposundan hızla bedelsiz temin ettik. Tekneyi satın almış olan Mahmut arkadaşımız 1 haftadır eksikler ile uğraştığını, hala birçok eksik olduğunu ayrıca kiraladıkları kaptanın hava beklediğini söyledi. Bu bilgiler hepimizin omuzlarını biraz düşürdü ise de çalışma hızımıza etkisi olmadığını söyleyebilirim. Teknedeki eksikleri tespit için çok çaba gösterdik ve öğleden hemen sonra eksiklerimizi tespit etmiş halde şirkete başvurduk. Elektronik harita, radar reflektörü, bot ve motorun bağlantısı ve çalıştırılması konularını eksikler olarak belirledik ve tamamlanmasını talep ettik. Şirket yetkilileri bu konulara çalışıyorken biz de tekneyi tanımaya ve eksikleri tespit etmeye devam ettik. Akşama kadar bu işler tamamlandı ve başka bir seçenek kalmadığı için kağıtları üzerine notlar koyarak imzaladık ve tekneyi fiilen teslim almış olduk. Artık Maya ailenin yeni üyesi olarak aramıza katılmış bulunuyor. Bütün ekip yapılan çalışmalardan çok yorulduğu için çalışmaları sonlandırdık. Ekip çok yorulduğu için güzel bir akşam yemeğini hak etmiştik. L’Amarena isimli restoranda bol beyaz şarap ve deniz ürünleri yedikten sonra 24.00 civarında otele dönmüşüz. Akşam yemeği gerçekten çok güzeldi. Nedense tüm ekip üyeleri deniz ürünleri seçme konusunda kararlı.  Otele dönüşümüz ve uyumaya ne zaman başladığım konusunda bilgi vermem mümkün değil, sanıyorum restorandan yatağa kadar uyuyarak geldim.

 

 

07 TEMMUZ CUMARTESİ LES SABLES D’OLONNE/FRANSA

Otel ile hesabımızı kestik ve artık tekneye taşınmak üzere yola çıktık. Öncelikle çantalarımızı tekneye bıraktık, hiçbir şeye dokunmadan tekne eksik malzemelerini almak üzere Eric Marine diye bir dükkâna gittik. Toplu halde alışveriş yapacağımızı söyledik ve vergisiz uygulama talep ettik. Satıcı ile İngilizce anlaşabilme ayrıcalığı ve vergisiz alışveriş sayesinde ihtiyacımız olan listemizdeki malzemelerin %80 kadarını satın aldık. Öğleden sonra her şey teknemize taşınmış ancak yerleşmemiş durumda idi. Öğleden sonra teknenin mazot depolarını doldurmak üzere iskeleden ayrılarak yakıt iskelesine yanaştık. İskeleden yapılan yardım ve kalabalık ekip ile rüzgârlı olmasına rağmen kolayca yanaştık. İstasyonda görevli hiç kimse yok. Kredi kartını makinaya takıp, Fransızca yazıları anlamaya çalışarak, birkaç deneme sonrasında yakıt almayı başardık.  Kredi kartı olmayana denizlerde yakıt büyük problem gibi görünüyor. Tekne içinde bir miktar yakıt vardı, her iki depoya toplam 345lt yakıt aldık, tutarı 470 Euro oldu. İşimiz bitince tekrar aynı yere döndük ve aynı yere bir başka lagoon katamaran üzerine bordaladık.

 

Toplanarak yiyecek-içecek ve mutfak malzemelerini temin için süper markete gittik. Harcadığımız birkaç saat ve malların tekneye taşınması işlemleri sonrası, birkaç eksik dışında bir şey kalmamıştı. Yüce malzemeleri taşımak için bulduğumuz market arabasını tekrar kullanmak gerekebilir diye hareketli iskelenin altına güzelce saklamış ancak birkaç saat sonra market arabasını kullanılamaz halde bulduk. Araba açılı duran iskele iniş yolunun gelgit nedeni ile düzleşmiş olan yolun altında ezilmiş ve turşusu çıkmıştı, manzara gerçekten komikti, uzunca bir süre bu konu aramızda hatırlanıp gülüştüğümüz konulardan biri oldu. Elbette gelgit konusunun daha çok dikkate alınması gereğini bu dersler bize tekrar hatırlattı. Pazar sabah 06.00’da çıkış planımız hem bu nedenle hem de teknenin neta edilememesi nedeni ile öğleden sonraya ertelendi. Ayrıca Cemal Saydam hocamızın ayın 9’unda çıkışın tercih edilmesi yönündeki telkinleri de etkin oldu. Artık bu durumda değerlendirmeler yapıldı ve 8 Temmuz Pazar öğleden sonra çıkış kararı verildi. Planımızda rotayı biraz şaşırtarak yelken ile seyir yapmak, sonrasında motor seyri ile gerçek rotamıza dönmeyi planladık. Hepimiz çok yorgun olduğumuzdan yemeğimizi teknede yapıp, tekneyi toplamaya ve dinlenmeye karar verdik. Europcar hafta sonu kapalı olduğundan aracın teslimi biraz zor oldu. Arabanın anahtarı Cem ve Yüce tarafından şirketin oralarda bir kutuya bırakıldı ve sonradan telefon ile bilgisini ilgililere vermek üzere konu şimdilik uyumaya bırakıldı. Saat 22.00 civarında Dr. Pamir yapmış olduğu maceralı yolculuktan sonra aramıza katıldı. Yanında getirdiği şişme yatağı kamarada yere serdi ve yerleşimini tamamladı. Aşırı yorgunluktan hepimiz sızdık.

 

Fotoğraflar:  İzinsiz Kopya Edilemez© Copyright

Devam Edecek

Yorum Yapın

Your email address will not be published.