KATAMARAN MAYA (6.Bölüm)

22 TEMMUZ PAZAR CARTAGENA/İSPANYA – MAYORKA/İSPANYA

Sabah uyandıktan hemen sonra marina ofise giderek depozit olarak alınan Euro’larımı kurtardım. Kapı geçiş kartlarını iade ettim ve elektrik, su borçlarımı ödedim. Tekneye dönmemi takiben elektrik ve su bağlantıları toplandı, motorlar çalıştırıldı, koltuk halatlarının rüzgâr üstü olanı en son çözüldü ve yola çıkıldı.

 

Planımız doğrudan Ibiza adasına ulaşmak, orada yüzme ve yemek molası vermek, akşamüzeri tekrar yola çıkarak Mayorka adasına varmak. Orada kopmak üzere olan “furling” sisteminin tamirini randevularını ayarladığımız üzere sağlamak. Furling sisteminin tamiri için gereken parçaların kargoda geçireceği süreleri biz de yolda geçirmek üzere motorla yola devam kararı aldık. Kargonun bir ilerideki marinaya ulaştırılmasını talep ettik. Rotamızda gün kaybına engel olmak için bu yolu seçtik. İbiza’ya kadar tam gün ve gece süreceğini hesapladığımız yol süresini, erken varmamak için hızımızı ayarlayarak sürdürdük.

 

 

 

 

 

Günün en önemli olayı 00. 00.000 meridyeni geçilirken yaşandı. Akdeniz’in ortasında durduk, Cem Yüce ve ben denize girdik. Yaklaşık 3 dakika kadar denizde kaldık, serinledik ve tekrar tekneye çıktık, keyifli oldu doğrusu.

 

Gündüz seyirlerinde problem az oluyor. Genellikle etraf kolay gözlendiği için daha problemsiz seyir yapılıyor. Teknede Ais ve radar sistemi gece seyirlerinin en büyük yardımcısı. Ayarını yaptığınız daire içinde rasladığı her türlü cisim için alarm veriyor. Yine de balıkçılar, balık ağları, denizde başıboş yüzme ihtimali olan konteynerler, beklenmedik tehlike yaratabilirler. Kişisel fikrim, zorunluluk olmadan gece seyri yapmamak. En azından ben kendi adıma öyle yapmayı tercih ediyorum. Ne yazık ki bu tekne transferini sadece gündüzleri yol alacak şekilde planlamış olsaydım, herhalde bu seyir üç aydan önce bitmezdi.

 

23 TEMMUZ PAZARTESİ CARTAGENA/İSPANYA – MAYORKA/İSPANYA

Gece seyirlerimizde artık tek kişi nöbet tutuyordu. Gemi trafiğinin fazla olduğu yerlerde, haliyle rota kesişmesi fazla oluyordu. 24:00 ? 02:00 nöbetimde böyle bir rota kesişmesi yaşadım. Saat 00:45’te bir konteyner gemisi ki, bu bilgiyi AİS cihazı verdi, (geminin ismi, hızı, yönü, gittiği yer gibi bilgilere ulaşılıyor), üzerimize doğru yol alıyordu. Kesişmenin olacağına 8 deniz mili civarında farkına vardım. Gemiyi izlemeye alarak hareketlerini kontrol ettim. Benim iskele baş omuzluğumdan doğru geliyordu. Aslında yol hakkı benim olmasına rağmen rota değişikliği de yapmıyordu. Son dört mil içine girildiğinde aklıma teknemizi fark etmemiş olabileceği geldi. El telsizini alarak gemiyi ismiyle aradım. Birisi uykulu bir sesle cevap verdi.  Teknemizi görüp görmediğini sordum. Cevaben ne teknesi diye sordu. Bizi görmemiş olduğuna kanaat getirdim. Konuşma sonrasında kendimizi gösterdim ve kesişme konusunda ne yapacağını sordum. Nasıl bir teknemiz olduğunu sordu, ben de yelkenli katamaran olduğunu söyledim. Cevabı beni şaşırtmadı, rotamı değiştirip onun sancak tarafından geçmemi söyledi. Belki tartışıp yol hakkının benim olduğunu, rotasını kendisinin değiştirmesini söyleyebilirdim ancak aklıma İstanbul trafiğindeki minibüs ve otobüsler geldi. “Yol hakkı da ne ki, can emniyetini düşünüyorsan herkese yol ver” kuralını uygulayarak geçişi problemsiz tamamladım. Nöbetimi devrederken ikinci bir çatışmayı da Cem arkadaşıma devrettim, o da gereği gibi halletmiş ki, kaptan köşkünden bir sıkıntı haberi gelmedi.

 

 

 

 

 

Sabah nöbetim 08:00’de başladı. Aslında buna tam anlamı ile nöbet denemezdi, Levent bizi İbiza’ya kadar ulaştırmış, bana sadece tonoza bağlanma manevraları kalmıştı. Harita üzerinden seçmiş olduğumuz koy doğru bir seçim olmuş ki gün boyunca giden gelen teknelerin haddi hesabı olmadı. Denize girmeden kahvaltıda ben de bir şeyler yapmak istedim ve herkese sahanda yumurta yapmayı önerdim. Kabul görmesi üzerine, tavaya 6 yumurtayı kırdım, biraz baharat ekledim ve masaya servis yaptım. Yüce yaptığım işe şöyle bir baktı ve kendi yumurtasını kendisi yapmaya karar verdi. Adam gurme midir nedir? Yine başarılı bir yiyecek sunamamıştım kendisine. Allah’tan diğer arkadaşlarım Cem ve Levent ortaya ne konulursa bitiriyor, hiç itiraz etmiyorlardı. Her neyse, ben bayıla bayıla yedim yapmış olduğum yumurtayı.

 

 

 

Karaya çıkmadan bütün gün yüzdük, uyukladık ve öğle yemeğinde güzel bir balık yemeği yedik. Yüce yine hünerlerini konuşturarak fırında buğulama yaptı ve masaya getirdi. Yanında ayrıca limon soslu çiğ balık da ek olarak masamıza geldi. Bizler de iki şişe şarapla masaya destek verdik. Levent de sonrasında bulaşıkları ortadan kaldırdı. Ekip mükemmel bir uyum içinde işleri paylaşıyordu. Galiba mutfak konusunun en tembeli bendim. Çay kahve servisi, bazen bulaşık desteği, masa hazırlama dışında mutfakta başarılı bir sanatım yoktu maalesef. Böyle yazdım diye genel olarak tembelliğim olduğu sanılmasın, diğer işlerin hepsinin ucundan tutmaktayım.

 

Saat 18:30 gibi tekrar yola çıktık ve yavaş bir seyir ile Mayorka’ya doğru rota tuttuk. Bütün gece gidecektik ve sabah 08:00 gibi marinaya ulaşma planımız vardı. Gece seyirleri yapılacağı zaman bütün arkadaşlarım, nöbetleri yoksa hemen uyumayı tercih ediyorlardı, başka türlü nöbetlerde uyanık kalmak çok zor oluyordu. Bu nedenle saat 08:00 sonrası herkes birer ikişer yataklarına çekiliyordu. Bu nedenle bu saatlerde ancak rota çatışması haberleri veya yunus ziyaretleri en önemli konu başlıkları oluyordu.

 

O geceki nöbetim 24:00-02:00, bu nedenle uyuyamayacağımı bile bile gidip yattım. Uyumakta biraz zorlandımsa da 1 saat kadar sızdığımı sanıyorum. Nöbet yerime 40 dakika kadar önce geldim ve bir süre Levent ile lafladık. Baktım gözleri kapanıyor 10-15 dakika önce yatağına gönderdim ve nöbetime başladım.

 

 

 

 

24 TEMMUZ SALI – CARTAGENA/İSPANYA – MAYORKA/İSPANYA

Nöbeti aldıktan bir süre sonra bir kargo gemisi ile çatışma halinde olduğumuzu fark ettim. Artık alışık olduğum şekilde AİS cihazından gemiye ait isim bilgilerini aldım ve telsiz çağrısı yaptım. Tahmin ettiğim gibi bizi yine görmemişlerdi. Kendimizi tanıtarak teknenin fark edilmesini sağladım. Geçiş şeklimiz konusunda mutabık kalarak rotalarımıza devam ettik. Sadece hızı biraz azaltmam, çatışmadan uzak kalmak için yetmişti. Bu konudaki hesapların yapılması hoşuma gidiyor ve nöbetlerin kolay geçmesini sağlıyor. Benden sonra saatinde nöbet yerine gelen Cem’e gereken bilgileri aktardım ve nöbet yerini terk ettim. Yatağıma nasıl gittiğimi hatırlamıyorum, sabah 06:00’ya kadar deliksiz uyumuşum. Nöbetimden 2 saat önce uyandığımı fark edince uyumasam da yataktan kalkmadım. Saat 08:00’de nöbet yerime geldiğimde CN Arena Marinası görünmüştü. Dümene geçtim ve yakıt istasyonuna yanaştım. Depolarımızı doldurduktan sonra gösterilen yere yanaştık. Marina ofisine giderek kayıt yaptırdım. Burası şu ana kadar kaldığımız en pahalı marina. Ofise bir gece için 145 Euro ödedim.

 

Yelkenimiz ile ilgilenecek büro 10:00’da açıldığından o saate kadar internet ile banka işlemleri halledildi. Ofis açıldıktan sonra keşif yapacak ekibin öğleden sonra gelerek rapor hazırlayacağı söylendi. Adamlar gelip baktıktan sonra biraz umudumu yitirmiştim, pek de olumlu bir rapor hazırlayacak gibi değillerdi. Kırılan yerleri garanti kapsamında yaptırabilecek miyiz, bilemiyorum. Ertesi gün bir sonuç verebileceklerini söyleyip gittiler. Bu arada motorların 250 saatlik bakımları için sabah 09:30’a randevu aldım. Bu iyi haber çünkü bir sonraki seyir en az 60 saatlik seyir olacaktı. Bu seyri motorla yapabilirdik. Bu durumda bakım saatleri geçecekti ve garanti kapsamındaki motorlarda sıkıntı yaşanmasına neden olabilecekti. Yelken durumu zayıf olduğuna göre motor durumu güçlü olmalıydı.

 

 

 

Bu sonuçlardan sonra şehirde kısa bir turdan sonra bazı alışverişlerimizi yaparak tekneye taşıdık. Bu arada utanarak söylüyorum, Akdeniz’de hala bir balık yakalama faaliyetimiz olamadı. Gece iki oltamız çok güçlü çekişler ile koptuğundan hepimizin canı sıkkındı. Neredeyse çarşıdan balık alıp yapacak duruma gelmiştik. Sardunya geçişinde de bu işi başaramazsak artık satın almaktan başka çare kalmayacaktı. Bu nedenle bir dükkan bulup külliyetli miktarda balık avı malzemesi satın aldım. Bu sefer kararlıydım, o seyirde balık gelecekti.

 

Tekneye dönmemizi takiben Levent’in tekneyi yıkama hazırlığında olduğunu gördük. Zaten o da bizi tekneden kışkışladı. Ayağının altında dolaşmamızı istemedi. Biz de bunu fırsat bilerek restoranda internetin başına oturarak, işlerimizi yaptık. Bu satırlar da bu sayede güncel hale gelebildi. Bizler internete dalıp işlerimizi yaparken bir yandan da bir şeyler içiyorduk. Levent’in işini bitirip bize katılması ile toplanıp Palma tarafına giderek şehri gezmeye karar verdik. Zaten tekne onarım işleri için beklemekten başka yapılacak bir şey kalmamıştı. Bir taksi bulduk ve 25 Euro’ya 25 dakikada Palma’ya vardık. Katedral bölgesinde taksiden indik ve yürüyerek bölgeyi tanımaya çalıştık. Çok güzel binalar olduğu muhakkak ancak şehir işte, biraz trafik, arabalar, her yöne yürüyen insanlar, sanırım henüz özlememiştim bunları. Denizin ortasında daha huzurluydum. Uzun yürüyüşleri Levent’in bastonla sürdürmesi zor oluyordu, bu nedenle biz Yüce ve Cem’den ayrılarak Levent’le bir yerlere oturduk. Oturunca da ister istemez tapas’lar sipariş edildi. Tapas yani bizim meze diyebileceğimiz küçük ölçüde yemek tabakları. Dört ayrı çeşit istedik ben ancak bir tanesini bitirebildim, diğerlerinin ancak tadına baktım. Canımız içki de istemediğinden kola içerek idare ettik. Yürüyüşe devam eden diğer grup ile telefon irtibatı kuramayınca yemek sonrasında Levent ile marinaya dönmeye karar verdik. Bir taksi bulduk, marina civarına dönünce taksiden biraz erken inerek yürüyüş yapmaya karar verdik. Karaya her yanaştığımda çocuklara bir şeyler alabilmek için dükkanlara bakınıyordum. Saçma sapan binlerce Çin malı ıvır zıvır dükkanlardan taşıyord. Anlamlı hiçbir şey bulamıyordum. Büyük kızım Duru biraz işimi kolaylaştırdı. Beklentisi bölgelere özgü küçük çanlardı. Gerçi onların da Çin malı olduklarından şüphe ediyorum ama her neyse, en azından bulunur ürünlerdi. Defne için de her tarafta koleksiyon pulları arıyordum ama o ana kadar bir set bile bulamamıştım. Marinaların etrafında gezebildiğimiz yerlerde doğru dürüst bir şey de yoktu gerçekten.

 

Levent ve ben sonunda tekneye dönerek bilgisayarlarımızı açtık ve diğer ekip gelene kadar oyalandık. Cem ve Yüce ellerinde bir çeşit likör ile geldiler, hep birlikte şişeyi bitirerek yataklara çekildik.

 

25 TEMMUZ ÇARŞAMBA – MAYORKA

Sabah erken uyandım, uyanır uyanmaz tekneyi sessizce toparladım. Ekip de birer ikişer saat 9:00’a doğru uyandı. Yanmar motor bakımını yapacak beyefendi söz verdiği saatte gelerek her iki motorumuzun da 250 saatlik bakımlarını tamamladı. O işin bitmesi çok iyi olmuştu, en azından bir problemimiz eksilmişti. Yelken ile ilgili gelmesi beklenen ekipten ise haber yoktu. Süreci hızlandırmak için kaç kez ofise gittim, kaç kez Tezmarin yetkililerini aradım, sayısını unuttum. Hiçbir faydası olmadı. Artık Araplara haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Yapılacak işler için “Bukra inşallah” derler (yarın yaparız anlamında) ve işleri erteleyip dururlar. Avrupa bu bakımdan tam bir felaket. Sabah saat 10’da işyerini açıyorlar, en az birkaç kez kilitleyip bir yerlere gidiyorlar. Öğlen kapatıp saat 16:00’da tekrar açıyorlar, akşam 18:00 olunca da işleri tamam oluyor. Bizler böyle çalışsak 1 TL ekmek parası kazanamayız ve işimizden oluruz.

 

Akşam saat 16:30 gibi yelkene bakacak ekip geldi. Bu seferki ekip gerçekten işini çok iyi biliyordu. İncelemeleri sonunda montaj hatası olduğuna dair fikir beyan ettiler. Bu bizleri de sevindirdi çünkü bu tamiratın garanti kapsamında çözülmesi demek olacaktı. Aşağı-yukarı 1000 Euro tutacak işlemin garantiden ödenmesi bizim için iyi olacaktı. Ellerinde her türlü yedek parçanın bulunduğunu öğrenmemiz de moral verici oldu, yoksa parçaların fabrikadan gelmesi 4-5 günü bulacaktı. Ertesi sabah her koşulda tamir işini yapmalarını rica ettim. Paranın ödenmesi ikinci bir konu, nasıl olsa bir şekilde çözeriz.

 

Adamları gönderdikten hemen sonra karnımızın acıktığını fark ettik. Yüce yine sihirli elleriyle ilk kez yapmayı denediği Paella’yı ortaya çıkardı. Lezzeti müthişti hepimiz ikişer tabak yedik. Bana da işin bulaşıkları düştü. Bir tencere, bir tas, muhtelif çatal, bıçak, dört bardak şeklindeki bulaşığı 30 dakikada ancak hallettim. Bu yemeği yedikten sonra gözlerimin açık kalması mümkün olamadığından, sırt üstü yatmaya çekildim. Bir saat kadar uyumuşum, uyandıktan sonra internet çalışmalarına biraz zaman ayırdık. Hava kararmaya başladığında toplanıp, yürümek ve bir yerlerde bir şeyler içmek gerekçesi ile yola çıktık. Evde olsam çoktan sızdığım saatlerde gezmeye çıkıyordum, tuhaf bir durumdu ama güneş yeni batmıştı ve saat 23:00 civarlarydı. Bütün gece-gündüz ve saat alışkanlıklarım birbirine girmiş durumdaydı. Uzun bir yürüyüş sonrasında oturduğumuz sokak masalarında tercihim konyak içmek yönünde oldu. Çoktandır içmemiştim, iyi geldi. Tekrar bir yürüyüş ile Levent ve ben marinaya döndük. Bizden kısa bir süre sonra Yüce ve Cem ellerinde bir kova dolusu muhtelif renkli Smirnoff gazozu ve üzerinde buz ile tekneye geldiler. Elbette onları tek başlarına bırakamayacağımızdan bir kova gazozu hep birlikte bitirdik. Ben iki tanesini içebildim. Benim için çok şekerliydiler.

 

 

26 TEMMUZ PERŞEMBE – MAYORKA

Yüce ve Cem’in getirdiği gazozlar, isimleri Smirnoff olunca, güzel bir sabah uykusu çektirdi bize. Saat 08:30’da uyandığımda ortalıkta kimse yoktu daha. Saat 09:00 ‘da Yelken tamir ekibi teknede çalışmaya başladılar. Her nedense, bu işi hemen tamamlayıp, öğleden sonra yola çıkabileceğimizi tahmin edemiyordum bir türlü. Her ne kadar parçaların hepsi elimizde var deseler de sökülmesi bu kadar uzun süren bir mekanizmanın takılması daha uzun sürecektir diye düşünüyordum. Yine de ekibin profesyonelce çalışıyor olması hepimizi rahatlatan bir unsur olmuştu.

 

Parçalar söküldükçe hayretimiz daha da arttı. Çelik tellerin %40 kadarı kopmuştu. Bu şu demek oluyordu, bu çelik halat işini yapmaz ise ana direk büyük risk altına giriyordu. Yelken kullanmıyor olsak bile gergilerinden birini kaybeden direk, büyücek bir dalgada yerle bir olabilirdı. En azından bu nedenle, tamirin orada bitirilmesi şarttı. Kuvvetli birkaç halat bağlantısı ve gergiler ile ana direk güvence altına alındı ve parçalar ondan sonra söküldü. Yelken tamir ekibi, montaj hatası olabileceği yönünde rapor verdi, ancak durum Lagoon firmasının parçaları görmesinden sonra karara bağlanacaktı. Bu nedenle ödeme tarafımdan yapılacak ve sonradan, eğer kabul ederlerse firma bana ödeyecekti. Burada işlerimizi takip eden Lagoon temsilcisi Borja bu civarın en iyi restoranı olduğunu söylediği yerde bize yer ayırttı, bahçesinde oturmayı istediğimizden saat 22:00’ye rezervasyon yaptılar. 15 dakika erken gidince bize dolaşıp öyle gelmemizi söylediler. Yarım saat dolaşıp geldik, hala bahçede yer yoktu. Bizi dışarıda bir masaya oturtup 45 dakika daha bekletince, Yüce’nin başlattığı protesto hareketine hepimiz uyduk ve yakındaki bir başka restorana geçtik. Istakoz, midyeler, karideslerden oluşan koca tepsiyi Cem, Levent ve ben zorlanmadan bitirdik, epey acıkmıştık.

 

 

27 TEMMUZ CUMA – MAYORKA/İSPANYA – SARDUNYA/İTALYA

Yelkenimizin onarımına 10:30’da başladılar, tüm parçalar Fransa’dan ulaşmıştı. Tamir saat 13:00’e doğru tamamlandı, artık yola çıkış için hiç engel kalmadı. Kaldığımız marina CN Arena tamir alanı gibi olduğundan her karaya çıkışımızda, ayakkabılarla getirdiğimiz yağlı kara toz ile tekne leş gibi oldu. Denediğimiz temizlik metotları da pek işe yaramadı. Şehre gidip, bir nalbur bulduk ve basınçlı yıkama cihazı aldık. Cihaz tekneye gelince Levent ve ben yıkama işine giriştik. Sonuç başarılı oldu ve büyük oranda temizlik sağlandı. Sonrasında internet çalışmaları yapan Cem ve Yüce’nin yanlarına gittik ve yemeğimizi yedik. Saat 16:00’da yola çıkmayı başardık. Mayorka adasından çıkış hemen hemen 3 saati buldu. Adanın arkasından kurtulup gerçek rotaya oturuldu. Saat 21:00 civarı rüzgar yelken yapılabilir kuvvete gelince yelkenler açıldı. Pupadan gelen rüzgar ile sadece yelken ile keyifli bir seyir başladı. Pupa seyrine göre laçka edilen ana yelken halatı, aniden boşlamanın ardından kuvvetle gerildi, bu arada takıldığı silyon fenerini koparttı. Havanın kararmaya başladığı ve gece seyrinin yapılması gereken bir zamanda aydınlatma fenerlerinden birinin kopması, diğer gemilerin bizi doğru algılamamasına sebep olacağından hızla tamir edilmeliydi. Yüce ve ben kırılan parçaları ayıkladık ve fenerin hala çalışabileceğini tespit ettikten sonra tamir işine giriştik. 15 dakika kadar sonra kullanılabilir halde fenerimiz yerine silikon ile tutturulmuştu.

 

 

28 TEMMUZ CUMARTESİ-MAYORKA/İSPANYA-SARDUNYA/İTALYA

Gece seyri problemsiz geçti, sabah 9:00 civarlarında Levent’in nöbetinde oltalardan birinde cırlama duyulunca kendimi olta başında buldum. Acilen gaz kesip oltayı topladık, ziyarete gelen 4 kg’lık orkinos oldu. Biz orkinos ile uğraşırken, Levent de yanımıza gelmişti. Dümene geçer geçmez, balık ağı diye bağırdı ve motorları kapattı. Ancak atalet nedeni ile hızımızın azalması mümkün olmadığından ağ halatları aşağıda bir yerlere takıldı. Hızla palet, maske ve şnorkel alarak suya girdim. Motorlar çalışmadığı için ağ halatı sadece dümene takılmış. Kesmeden, dümene takılan halatları temizledim ve suya bıraktım.

 

Bir süre sonra Yüce ile ben gelen orkinosu bu kez hiç ziyan etmeden güzel fileto parçalara ayırdık ve ikiye böldük. Varış saatimizin gündüz olması için motor-yelken birlikte kullanılıyordu, bu da bize 7,6 knot sürat sağlıyordu. Saat 16:00 civarları aynı oltadan kuvvetli bir cırlama gelince yine kendimi olta başında buldum. Yine Levent’in nöbetine rastlamıştı. Teknenin yolunu azalttıktan sonra oltayı toplamaya çalıştım. Ucunda her ne varsa çok ağır geliyordu. Bir anda olta büyük bir cırlama sesiyle dağıldı. Geleni çekmeye gücü yetmeyip parçalandığından, diğer oltanın yedek parçası konumuna yükseldi. Hemen eldivenleri takarak oltayı elle tekneye almaya çalıştım, gücüm yetmediğinden son kısmına Yüce devam etti. Tekneye kadar gelince ucundaki kocaman balığı gördük. Kancalı kakıç yardımı ile balığı güverteye aldık. Bugüne kadar hepimizin yakaladığı en büyük balık oldu, tekneyi sevinç nidaları sardı.

 

 

Balığı tartmaya çalışırken, bir kuyruk darbesi alan terazimiz hakkın rahmetine kavuştu ve parçalar halinde denizi boyladı. Yücenin patenti altında, su şişeleri, bir makara ve ip marifetiyle balık yaklaşık olarak tartıldı. 14-15 kilo civarı olduğu tespit edildi. Balıkla uğraşırken epey yorulmuşum. Hızla balığın ayıklanması Yüce ve benim tarafımdan yapılarak, Cem’in nezaretinde birer öğünlük parçalar halinde buzluktaki yerini aldı. Hepimiz yorulmuş ve kokmuştuk, bu nedenle tekne durduruldu ve denize girildi. Bana pek yeterli gelmediğinden balık kokmamak için banyoda ayrıca duş aldım. Bu kadar oyalanınca planladığımız varış yerini değiştirme kararı aldık, bu sayede sabah erken saatlerde girebileceğimiz bir marina aradık. Sardunya’nın güney ucunda Teulada diye bir yer bulduk, ana amacımız yakıt depolarımızı doldurmaktı. Yiyecek ve su stoklarımız yeterli olduğundan tek derdimiz buydu. Yakıt olup olmadığından emin olmadığımız için, irtibat kurmaya çalıştık ancak başarılı olamadık.

 

 

 

29 TEMMUZ PAZAR-MAYORKA/İSPANYA – SARDUNYA/İTALYA

Teulada’ya 11:00 civarında vardık, yaptığımız telsiz çağrılarına cevap alamadık. Marina girişinde bot ile bir adam geldi, yanaşma isteğimizi ve mazot talebimizi bildirdik, halledeceğini söyledi ve bağlanacağımız yeri gösterdi. Gösterilen yer teknemizin manevra alanı için küçüktü ama ne yapalım, bu konuda seçme şansı yoktu maalesef. Akdeniz’de bir şekilde sorunlarınız çözülüyor, her iş biraz ilave Euro’ya bakıyor. Bu hissim İspanya’dan sonra daha belirginleşmeye başlamıştı. Şehrin 7 km kadar dışında küçük bir marinaydı, öyle ki yakıt alacak yer bile yoktu. Bidon ile mazot hiç içime sinmez ama depomuzun dolu olması gerekiyordu maalesef. Bu nedenle adamdan 200 lt yakıt sipariş ettik.

 

 

Cem ve Yüce banyo işleri, etrafın keşfi gibi işler için tekneden ayrıldılar. Levent ve ben hortum ile geçen gece yağarak tüm tekneyi çamurla kaplayan sahra tozlarından arındırdık. Cemal Hocama sormak gerek, iyi bir şey mi yaptık, yoksa tekne bu tozdan fayda görebilir miydi? Gece yağdığı için Cemal Hocamın kitabından edindiğim bilgilere göre ne tekneye ne de bize yararı yok gece yağan tozlu yağışın. Gündüz yağdığında hemen mayo ile duş almaya çıkmıştım güverteye, yağan tozlu bahar yağmurundan faydalandı tüm bedenim.

 

Keşif kolu tekneye döndüğünde, yaptıkları keşif sonucunun olumsuz olduğunu beyan ettiler, internet yok, alışveriş yapacak bir yer yok. Bu marinada gece geçirmektense yola devam edelim ve bir gece kazanalım önerisiyle geldiler. Bu öneri hepimiz tarafından kabul gördü ve biz Sardunya Teulada’yı bırakıp Sicilya’nın Palermo şehrine doğru yola çıkma kararı aldık. Bir süre yola devam edip gerçek rotamıza oturduk. Kolayına rüzgar olduğundan yelken yaparak yolumuza devam ettik. Gece nöbetleri nedeni ile dümendeki hariç herkes yataklara çekildi. Ben de kamaraya çekildim ve okumakta olduğunuz notları yazarken sızmışım.

 

 

 

 

Değerli deniz severler, 2012 yılında almış olduğum Lagoon 400 teknemin Türkiye’ye transferi hikayesini birkaç bölüm halinde sizlerle paylaşacağım. Benim için ilk olan bu uzun deniz yolculuğundan çok bilgi edindim. Gitmeden önce 6 ay kadar konu ile ilgili çalıştım, yazılar okudum, navigasyon çalışmaları yaptım, seyir planımı tamamladım. Sonrasında transfer günü gelip çattı ve hikayemiz başladı. Okyanus nedir, gelgit nasıl planlanır, gelgit bölgelerinde marina nasıl seçilir, hava durumuna göre nasıl seyir planı yapılır, gece seyri, yelken kullanımı, seyirde balık avı gibi birçok detay barındıran seyir notlarımı umuyorum sizler de keyifle okursunuz. Yapılan hatalar, alınan doğru kararlar, arkadaşlık ilişkileri notlarım içinde yer alıyor. Sorularınız, yorumlarınız için yukarıdaki e-posta adresimden doğrudan iletişim kurabilirsiniz.

 

Fotoğraflar:  İzinsiz Kopya Edilemez© Copyright

Yorum Yapın

Your email address will not be published.